Tolga AKAGÜN

İnsan hiçbir çağda bu kadar ölçülmemişti.
Ve belki de hiçbir çağda bu kadar eksik hissetmemişti.
Bugün hayatımız sayılardan ibaret:
not ortalamaları, performans puanları, üretkenlik grafikleri, takipçi sayıları, raporlar, çıktılar, hedefler…
Her şey ölçülüyor.
Ama insan anlaşılmıyor.
Bir toplantıda konuşurken değil; konuşamadığında kim olduğumuz bilinmiyor.
Bir rapor hazırlarken değil; yorulduğumuzda kim olduğumuz görülmüyor.
Başardığımızda alkışlanıyoruz, ama neden yorulduğumuz sorulmuyor.
Modern hayat insana çok şey verdi:
hız, erişim, bilgi, teknoloji, görünürlük…
Ama aynı modern hayat, insandan bir şeyi sessizce aldı:
anlamı.
Artık insanlar başarısız olduğu için değil;
başarılı olduğu halde boşluk hissettiği için yoruluyor.
Birçok insanın hayatı dışarıdan bakıldığında düzenli, planlı ve hatta “başarılı” görünüyor.
İyi bir işi var.
Bir kuruma ait.
Bir rolü var.
Bir unvanı var.
Bir programı var.
Ama iç dünyasında tarif edemediği bir eksiklik taşıyor.
Bu eksiklik ne maddi…
ne statü…
ne de takdirle ilgili.
Bu eksiklik, insanın kendi iç sesiyle kurduğu bağın zayıflamasıyla ilgili.
Çünkü insan, tarih boyunca ilk kez bu kadar kalabalık yaşarken bu kadar yalnız.
Aynı ofiste çalışıyor, ama birbirini tanımıyor.
Aynı evde yaşıyor, ama aynı duyguyu paylaşmıyor.
Aynı masada oturuyor, ama başka dünyalarda dolaşıyor.
Modern hayat insanı bir araya getirdi.
Ama birbirine yaklaştıramadı.
Bugün birçok insan hayatını bir “sistem” içinde sürdürüyor.
Eğitim sistemi, iş sistemi, kariyer sistemi, dijital sistem…
Bu sistemler hayatı kolaylaştırmak için kuruldu.
Ama zamanla insanı tanımlayan yapılara dönüştü.
Artık insanlar “kim olduklarıyla” değil;
“hangi sistemin içinde nerede durduklarıyla” değerlendiriliyor.
Bir öğrenci…
Bir çalışan…
Bir akademisyen…
Bir yönetici…
Roller çoğaldı.
Kimlikler daraldı.
Ve insan, kurduğu yapıların içinde küçülmeye başladı.
Oysa insan sadece performans değildir.
Sadece üretim değildir.
Sadece başarı değildir.
İnsan; tereddüt eden, arayan, yorulan, düşünen ve yeniden ayağa kalkan bir varlıktır.
Ama modern hayat tereddüde yer vermez.
Durmaya izin vermez.
Yavaşlamayı kabul etmez.
Her şey hız ister.
Hızlı öğren.
Hızlı üret.
Hızlı yüksel.
Hızlı uyum sağla.
Hızlı devam et.
Yavaşlayan insan geride kalır.
Düşünen insan sorgulanır.
Duraklayan insan “yetersiz” sayılır.
İşte tam bu noktada insan, hayatla değil…
hayatın temposuyla mücadele etmeye başlar.
Ve bu mücadele çoğu zaman görünmez.
Bir raporda yer almaz.
Bir performans grafiğinde çıkmaz.
Bir özgeçmişte görünmez.
Ama insanın içinde büyür.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.