Bilgi hızla tüketilir; bilgelik yürünerek edinilir

Kalabalıkların İçinde Tek Başına Olmak

Tolga AKAGÜN

İnsan kalabalıklar içinde yaşamayı öğrenir; ama yalnızlığıyla baş başa kalmayı çoğu zaman öğrenemez. Oysa modern hayat, insana hiç olmadığı kadar insan sunarken, aynı anda hiç olmadığı kadar yalnızlık da sunar. Aynı masada otururuz, aynı ekrana bakarız, aynı cümlelere güleriz; ama içimizde sessiz bir yer vardır ki oraya kimse girmez. Girmez ya da giremez.

İnsan, ailesiyle çevriliyken de yalnızdır. Dostları varken de. Hatta bazen en çok sevildiğini hissettiği anlarda bile. Çünkü yalnızlık, bir eksiklikten çok, insanın varoluş biçimlerinden biridir. İnsan, kendi bilincinin içine doğar ve orada tek başınadır. Bu tek başınalık, paylaşılabilir değildir; ancak fark edilebilir.

Çoğu insan yalnızlıktan kaçar. Onu susturmak ister. Müzikle, işle, konuşmayla, sosyal kalabalıklarla… Oysa yalnızlık susturuldukça kaybolmaz; yalnızca derine çekilir. Bir süre sonra insan, neye kaçtığını unutur ama neden huzursuz olduğunu hatırlamaya devam eder.

Burada ince bir ayrım yapmak gerekir: yalnızlık ile yalnız bırakılmışlık aynı şey değildir. Yalnız bırakılmış bilinir; bir eksiğe işaret eder. Yalnızlık ise insanın kendisiyle karşı karşıya kaldığı halidir. Biri yaradır, diğeri aynadır. Biri insanı incitir, diğeri insana kendini gösterir.

İnsan ilişkileri, bu aynayı çoğu zaman buğulandırır. Sevilmek, anlaşılmak, onaylanmak elbette kıymetlidir. Ancak hiçbir ilişki insanın içindeki o en derin boşluğu dolduramaz. Çünkü o boşluk, doldurulmak için değil; fark edilmek için vardır. İnsan orada kendisiyle konuşur. Ya da konuşmaktan kaçar.

Belki de bu yüzden bilgelik yolu her zaman biraz yalnızdır. Kalabalıkların gürültüsünde bilgelik sesini yükseltmez. Fısıldar. İnsan o fısıltıyı duyabilmek için yavaşlamak zorundadır. Yalnızlık, bu yavaşlamanın doğal sonucudur. İnsan sustuğunda, dünya da susar sanır; oysa tam tersine, ilk kez dünya konuşmaya başlar.

Yalnızlık korkutucudur çünkü maskeleri düşürür. İnsan, kendini ilk kez başkalarının gözünden değil, kendi gözünden görür. Bu yüzleşme herkes için kolay değildir. Kimi insan bu yüzden kalabalıklara sığınır; kimi de yalnızlığı bir hastalık gibi görüp tedavi etmeye çalışır. Oysa belki de yalnızlık, tedavi edilmesi gereken bir durum değil; dinlenmesi gereken bir çağrıdır.

ViaSapientia’nın yolu tam da buradan geçer: Bilginin çoğaldığı ama anlamın azaldığı bir dünyada, insanın kendi iç sessizliğine dönmesi… Yalnızlık bu dönüşün kapısıdır. Kapıyı çalan odur; ama kapıyı açıp açmamak insana kalmıştır.

İnsan yalnızlığı seçtiğinde değil, ondan kaçmadığında olgunlaşır. Çünkü yalnızlıkla kurulan ilişki, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin aynasıdır. Kendisiyle barışık olmayan, yalnızlıkla da barışamaz. Kendini dinlemeyen, yalnızlıktan korkar.

Belki de mesele yalnız olmamak değildir. Mesele, yalnızken dağılmamaktır.

Ve belki de insanın en büyük cesareti, bir gün durup şunu diyebilmesidir:
“Evet, yalnızım. Ve bu halimle de varım.”

ViaSapientia sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin